Laiklik kavramı, 'milli' eğitim süreci boyunca 'din işlerinin devlet işlerinden ayrılması' olarak zihinlere kazınmakta. Bu tanım, yanlış sayılmasa da, fazlasıyla yoruma açık ve laiklik kavramını net bir şekilde ifade etmekten uzak.
Bu durum, Türkiye'de yaşanan kavram karmaşalarının tipik örneklerinden biri. Ülkemizde sosyal yapı, sivil alanda 'yaşanılan tecrübelerle' değil, otorite sahibi üst kurumların doğru gördükleri normları alt tabakalara 'dikte edilmeleri' sonucunda oluştuğundan, yapılan düzenlemeler çoğu zaman halk tarafından anlaşılamıyor. Böyle bir ortamda, kavramlara herkes kendince farklı manalar verirken, yapılan tanımlamalar da farklı şekillerde yorumlanıyor.
Laiklik söz konusu olduğunda, Türkiye'nin bir kesimi 'laikliği dini inançların özgürce yaşanabilmesi' adına bir güvence olarak algılamayı tercih ederken, bir diğer kesim, laikliğin sadece 'siyasal alanda dinin sınırlandırılması' anlamına geldiği konusunda ısrar ediyor.
Laiklik konusunda Batıda da tartışmalar devam ediyor olsa da, 'gelişmeler' çok daha farklı bir boyutta cereyan ediyor. Bunun nedeni de, Batıdaki toplumların bugünkü durumlarına 'yaşadıkları tecrübeler' sonucunda gelmiş olmaları. (Buradan hareketle, Batının farklı bölgelerindeki farklı laiklik uygulamalarının nedeni de anlaşılabilir.)
Ülkemizde ise, özellikle resmi ideolojiye yakın çevrelerde, 'sosyal ve siyasi gelenek' ile 'kanunlar ve uygulamalar' arasındaki zorunlu ilişki göz ardı edildiğinden, hazır kavramların ithal edilmesiyle asırlık tecrübelerin baypaslanabileceği zannediliyor. Laiklik söz konusu olduğunda da, ne bu kavramı ithal edenler, ne de bu kavramı kendilerince yorumlayanlar, Batıdaki farklı laiklik uygulamalarına temel teşkil eden farklı tarihi alt yapıların yeterince farkındalar. İşin daha da hazin yanı şu ki, laiklik adına aynı cephede yer alanlar dahi, laiklikten çok farklı şeyler anlayabiliyorlar. Yani sadece iki farklı yorum da söz konusu değil. Bu durum da, slogan bazında düşünüyor olmanın bir sonucu...
Bütün bu nedenlerden ötürü, Batıda 'farklı hakların uzlaştırılması' ekseninde gerçekleşen ve artık sayılı noktalara indirgenmiş tartışmalar, 'geçmişten bugüne uzanan bir zincire yeni bir halka ekleme çabası' şeklinde özetlenebilecek bir 'gelişme' niteliğindeyken, ülkemizde yaşanan düzeysiz tartışmalar için benzeri bir yapıdan söz etmek mümkün değil. Bu nedenle de, laiklik ekseninde yaşananlardan 'gelişme' değil, 'gerginlik' doğuyor olması doğal.
Laikliği, 'politik düzenlemelerde dinin herhangi bir belirleyiciliğinin olmaması' şeklinde tanımlamak mümkün. Bu yönüyle, Türkiye'deki Kemalist kesimin 'Laiklik dini özgürlükleri teminat altına almak için değil, dini sınırlamak için vardır' söyleminin çok daha doğru bir bakışı yansıttığı söylenebilir. Zira Avrupa'da laikliğe geçiş, bireysel hakları teminat altına almaktan ziyade, din adamlarının politik güçlerini ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleşen bir süreçti.
İnsanların din ve inanç hürriyetlerinin korunması ise, laiklikten ziyade, bireysel hak ve özgürlüklerle ilgili bir konu. Dünyanın pek çok yerindeki laik diktatörlüklere bakılarak da anlaşılabileceği gibi, laiklik, inanç özgürlüğünü temin değil, tehdit eden bir kavram. Bu nedenle de, 'insanlara ait' olan, özgür ülkelerde, bireysel haklar laklikten bağımsız olarak, 'ayrıca' tanımlanıyor. Bu sayede de, hem dinin politik yapı üzerindeki belirleyiciliği ortadan kaldırılırken, vatandaşların dini vecibelerini özgürce yerine getirmeleri sağlanmış oluyor



